MB Blog        MB Magazin        Sosyal Sorumluluk

Sarkaca Sarılmak

Bu yazıyı okuyan sevgili arkadaşım, benim için bir iyilik yapıp bu zamana kadar verdiğin kararları tekrar bir gözden geçirir misin? Bak hatta sana yardımcı da olayım, kendine rahat olabileceğin bir zaman ayır, güzel bir kahve al ve azıcık mazini kurcalamaya başla. Seni temin ederim aklının erdiği andan itibaren verdiğin ve hayatını etkileyen büyük kararları hemen anımsama eğiliminde olacaksın. “İlk aşkına açılıp açılmama meseleni”, “üniversite seçimlerini”, “iş başvurularını”, “eş seçimini”...

Bununla beraber aslında sana önemli bir konuyu da hatırlatmayı görev bilirim. Neden mi? Çünkü aslında yaşamını etkileyecek kadar fiyakalı olmadığından fark edemediğin ve rutinin her anında deneyimlediğin gündelik seçimlerin var bildin mi? Örneğin, “Bugün ne giysem?”, “Trafik var mıdır acaba? Öff hangi yoldan gitsem?”, “Of canım acayip pizza çekti, yesem mi?”, “Nasıl konuşuyor bu benle, ağzının payını versem mi?” gibi. Hahh işte bahsi geçen bu seçimlerinin kendilerini sana hissettirmemek gibi bir huyları var ve aslında işin perde arkasında kelebek etkisiyle hayatını belirlenemez bir şekilde yönlendiriyorlar da. İşte ben bunu fark etmeni istiyorum! Belki de tesadüf saydığın şeylerde senin bilinçli/bilinçsiz seçimlerinin bir payı olabilir mi görmen çarpıcı olabilir diye düşünüyorum? Ebatta küçük ama sayısal olarak bir hayli büyük bu kütleyi yokmuş gibi saymanın, yine onların etkilerini de yok saymakla eşdeğer olduğunu unuttuğunu hissediyorum? Koca bir file sırt çevirmenin, onun orada olmadığına delalet olabilir mi yeniden bakmanı istiyorum?

Sevgili okuyucu; bu insani açmaz nerden kaynak alıyor birazcık onu anlatarak devam etmek istiyorum. Her ne kadar temellerini antik Yunan’a kadar dayandırabilirsek de aslında Aydınlanma felsefesiyle beraber zirve yapan bir değer aklın egemenliği. Her insanın kendi yaşantısına yön verebilecek donanımda olduğunu savunan ve adeta bir uyanışın fitilini ateşleyen bir dönüm noktası tarihte. Özet bir şekilde toparlayacak olursak; aklı, bilgiyi, bilimsel düşünüş biçimini esaretten kurtararak özgürleştiren, düşünsel bir gelişimi kapsayan dönemi tanımladığı şeklinde ifade edebiliriz.

Peki bu akıl merkezli ve toplumsal/bireysel süreçlerin hakimiyetine geçen dünya, daha kolay anlaşılır bir yer haline gelebildi mi bizler için? Özellikle de bireysel aklın kurumsal bileşenlerinin işlevselliği ve yaşamı kucaklayabilmesi tahmin edilen kadar etkili olabildi mi?

Aklın ölçüp biçmeleri, artıları eksileri hesap etmesi ya da riskleri ve fırsatları listelemesi sonrasında yapılan seçimler ne kadar hayatın akışına uyuyor orası tartışılır. Bu büyük çarkın ve sürekli olarak yaşanan devinimin neler getireceğini bilmek bu kadar zorken, zahiri zihnimiz nasıl olur da belirsizliği tahminler büyük bir soru işareti. Her ne kadar bilmeyene karşı bu denli tedirgin ve tam da bu yüzden bilgiye bu kadar platonik aşık olsak da, sanıyorum gözümüzün önünde durma huyundan vazgeçemeyen “gerçeklik” karşısında çaresizce kendimizi seçim yaparken buluveriyoruz. Bu da çoğunlukla ifadelerimizde kendisine “mecburiyet” adı altında yer ediniveriyor. Kim bilir belki de korkumuz esas şey, macunu tüpün dışarısına çıkartırsak yeniden geriye sokamayacağımızı bilmemizden de kaynaklanıyor olabilir. Bir seçime mecbur kaldıysan sorumluluğunu almama konusunda meşru bir hak kazanırsın değil mi?

Peki sana ulaştırmaya çalıştığım meselenin ben neresindeyim? Ben bir profesyonel koç olarak, bu konuya dair yaklaşımımda “sarkaç etkisi” adındaki güzel bir farkındalık aracını kullanmayı tercih ediyorum. Nedir peki bu sarkaç? Danışanımın içinde bulunduğu durumda hissettiği sıkışmışlık duygusu sebebiyle, aslında adına tercih dediği şeyin, normalde hiç de tercih etmeyeceği bir “kaçış planı” olduğunun farkında olmamasını tanımlar “sarkaç”. Danışan neyi istemediğini çok net bilmektedir, ancak gel gelelim istediğini sandığı şeyin de pek farkında değildir. Bir köşesinden yakaladığı ve adına tercih dediği şeyi turuncu renkli can simidi etmiştir sanki kendisine. Feribotun duvarında asılı duran can simidini gördüğünde güvende hisseder kendisini, ama dev dalgalara karşı ne iş görür orasına bakmak da istemez. Bu gönüllü körlük halini çözmek ve danışanı karanlıkta dart atmaktan vazgeçirebilmek için sorularımızı tarafsız bir merakla yöneltiriz. Amacımız danışanımızın bu karar görünümlü seçim halini bir sarkaca çevirdiğini gösterebilmektir.

Sarkaca neden sarılırız? Çünkü sıkıştığımız yerde ne kadar yoğun duygular içerisindeysek, onun tam tersi tarafa olan potansiyel hasretimiz de o kadar artar. 1-0 oyununa dönüştürerek kör düğüm ettiğimiz hayatımızın, adeta bir çözümsüzlük yumağı olduğuna inancımızı perçinlemek isteriz. Siyah ve beyazın arasındaki sonsuz sayıdaki gri tonlar yerine ya öyle ya böyle şeklinde bir karamsarlığa yeşil ışık yakmayı seçeriz. Sarkaç bir kahraman; bir kurtarıcı gibi gelir yaşamımıza ve ona sarılarak buradan çok ama çok uzaklara gideriz. Sıcacık bir sauna odasından, buz gibi sokağa fırlamak gibi; ferahlatıcı ve hızlı. Ancak garip bir detayı atlamışızdır, giden sarkaç aynı hızla geri de gelmektedir...

Karar vermek sorumluluk almaktır. Seçtiğimizi yaşama sorumluluğu ve seçilmeyenden vazgeçme sorumluluğunu almalıyız üzerimize. Ama günümüzün en moda akımlarına göre durum birazcık farklılaşmış vaziyettedir. Tercih şansı olmayan nesillerden, milyonlarca seçenek arasında dolaşan bireysel ikonlara dönüştüğümüz için, verdiğimiz karar tutmazsa, çar çabuk diğerine geçmekte en ufak bir çekince de görmeyiz; kazanca ortak olur kaybetmeye ölü taklidi yapabiliriz.

Sarkacın ivmesinden kurtulmak ve oradan oraya savrulmak yerine kendi özgürlüğünü ilan edebilmek için esas meselenin karar vermek değil; verilen kararla bir arada yaşayabilme olduğunu unutmamak gerekir. İçerisinde bulunduğumuz duruma, “Şimdi ve Burada”nın gerçekliğinde bakmak ve yetişkin bir değerlendirme yapmanın gerçek karar olduğunu bilmeliyiz. Ne istediğimizi belirleyen şey, karar anına kadar takındığımız doğru tutumlarda gizlidir, seçimimizse onunla yaşayabilme erdemimize. Sonrasında bizim için neyin hayırlı olduğunu bilmemize gerek bile kalmaz, onlar hayatın sürprizlerine emanettir artık...

Kabul edilmiş dualar için edilmeyenlere döktüğümüzden daha fazla gözyaşı dökeriz.

“Truman Capote”


Hakan Güneş
Aim Coach


 

Adres
Vezir Sk. Ünsal Apt.
Kat:9 Daire:10,
Caddebostan, Kadıköy / İstanbul

+90 216 692 0191   +90 555 156 0191

mb@mbakademi.com.tr

İLETİŞİM

 

 

Bizi Takip Edin

linkedin facebook youtube instagram2 twitter